Pforzheim’ın bombalanmasının 76. yıldönümü:

Muzaffer Çetin-PFORZHEİM
2. Dünya savaşında  23 Şubat 1945’de Pforzheim’ın İngiliz ve Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından bombalanmasının anma etkinliği, bu yıl  Koronadan dolayı dijital yapıldı. Pforzheim’ın tamamına yakın toptan yıkıma uğradığı ve 20 dakikalık amansız bombardımanlarda, yaklaşık 18 bin insanın yaşamını yitirdiği kanlı ve acılı bir gün olan 23 Şubat, her yıl olduğu gibi bu yılda önce Şehir mezarlığında yapıldı. Akşam belediye binası önünde Marktplatz,da yapılacak olan anma töreni, Belediye Başkanı  Peter Boch, Protestan Kilisesi Dekanıtı Christiane Quincke ve şehirdeki dini derneklerinin katıldığı dijital anıldı. Kan ve ölümle yazılmış böylesine acılı ve tarihsel bir günü anmak amacıyla, 23 Şubat günün akşamında, saat 19:50 – 20:10 arası 20 dakika çanların çaldığı  kent merkezi  bu yıl boş kaldı. Belediye Başkanı Peter Boch’un önceki yıllarda Marktplatz meydanında yaklaşık 500 kişiye yaptığ anma konuşmasını, bu yıl Pforzheim’lılar çevrimiçi olarak izlediler. Belediye Başkanı Boch yaptığı konuşmada “Pforzheim’da 23 Şubat, 1945’ten beri şehrin tarihine derinden bağlı bir tarih. 76 yıl önce bugün, bir Müttefik bombalama baskınından sonra, altın kenti kasıp kavuran, 18.000 kişinin hayatına mal olan ve şehir merkezinin çoğunu tahrip eden bir ateş fırtınası yaşandı. Genellikle güne gösteriler ve halk anma törenleri eşlik ederdi. Ancak Koronadan dolayı her şey farklı oldu. Bununla birlikte, bazı etkinlikler ve tören konuşmaları – tabii ki, dijital ortamda uygulanabildi. Vatandaşlarla bir arada olamadık, ‚ama biz hala birlikteyiz. Böyle bir şeyin bir daha olmasına asla izin vermemeliyiz‘. Savaşın beyhudeliğine cevabımız şu olmalı: bir daha asla zulüm, imha, gözyaşı ve kan olamayacak. Barış içinde birlikte yaşamak için herkes bir şeyler yapabilir“ Hoşgörünün ve insanlığın şehir için ayağa kalkmak istiyoruz. Bu vesileyle, bir yıl önce aşırı sağcı bir terörist tarafından öldürülen dokuz Hanau vatandaşını da düşünüyoruz. Irkçılığa karşı duruyoruz barış içinde birlikte yaşamak için ayağa kalkıyoruz ve şimdi 20 dakikalık sessizliğe kalkalım dedi. Yabancı dini dernekler ve Dinler Konseyi’de barış mesajları verdiler.

GÖÇ’ÜN 60 YILI

Muzaffer Çetin-KARLSRUHE

Almanya’ya  1960, 1961’li yıllarda gelen birinci neslin hikayesini onların ağızından sizlerle paylaşmayı sürdürüyoruz. Bu ayki göç hikayemizin kahramanı 3 çocuk 7 torun sahibi tecrübeli gazeteci  77 yaşında’ki İlhami Kızılay;

– Merhaba; öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

13 Şubat 1944 tarihinde, Adapazarı’nda gözlerimi dünyaya açmışım.  Bir küçük kızkardeşim vardı, bir de ablam. Ben daha 2,5 yaşında iken annem ile babam ayrılmışlar. Daha doğrusu, annem alıp başını gitmiş, sevdiği adama kaçmış. O tarihlerde Ankara’da sebze ve meyve ticareti ile uğraşan babam, nesi varsa satıp savmış, almış biz üç küçük çocuğu, İstanbul’a göçmüş.  Unkapanı Küçükpazar semtinde toptan ve perakende gıda maddesi satan ve artık yaşlanmış olan dedemin dükkanını devralarak çalıştırmış, iki dükkan daha açmış. Başarılı bir işadamı ya, aklını, beni de kendisi gibi yetiştirmeye takmış! Fakat beceremedi! Dedemin elinden Kuran düşmezdi.  Babam, herhalde dedemin gözüne girmek için olacak. Beni Beyazıt Camisi’nde bir Hoca’nın yanına gönderir, ondan ders aldırırdı. Esnaf olarak yetişmemi istediği için, okutmadı beni…

-Almanya’ya geldiğinizde sizin kişisel olarak karşılaştığınız zorluklar, problemler?

 Hangi zorluktan bahsediyorsunuz? Ben vatanımda öyle zorluklar yaşadım ki bilemezsiniz. Buraya geldiğim zaman kendimi cennette sandım! Gelmeden önce 10 ay gece gündüz Almanca öğrenmiştim. Buraya geldigimde patlıcanın Almancasını bilmiyordum, ama hem kendi derdimi anlatabiliyor, hem de iş yerindeki arkadaşlarımın dertlerine tercüman olabiliyordum! Volkshochschule’de bütün kurslara giderek Göthe Enstitüsü’nün Orta Dereceli Almanca sınavını pekiyi derece ile verdim. Çalıştığım firmalarda bana hiç bir iş ağır yada  zor gelmedi!

-O yıllarda çocukluğunuza ve gençliğinize dair en çok neyi özlüyordunuz?

ilk iki yıl, Türkiye’de dedesinin ve anneannesinin yanında kalan oğlumdan başka ne bir kimseyi, ne de herhangi bir şeyi özlediğimi hatırlamıyorum. Fakat daha sonraları, izin zamanı yaklaştıkça içimi bir heyecan sarardı. İlk yıllarda Türkiye’ye 45 PS gücünde motoru olan bir VW minibüs ile  ‚tıngır mıngır‘  giderdik. Yolumuz Karlsruhe’den Bartın’a, (eşim Bartınlı idi), en az üç gün üç gece sürerdi. Türkiye’de sınırdan geçerken büyük bir heyecan yaşardım. Yurdumuzda olmaktan duyduğum büyük bir sevinç ile, zevkli bir yolculuk yapardım. Demek ki,  herşeyi ile yurdumu özlüyordum. Çocukluğumu ve gençliğimi yaşadığım, bana bugünkü kişiliğimi kazandıran YURDUMU.

-Hayatınız boyunca yaşadığınız en heyecan verici tecrübe?

1967 yılında Zonguldak’da idim. 23 Nisan kutlanacak. Defne yaprakları ile bir çelenk yaptım. Tam ortasına çelengin, bir büyük kartona şu sözleri yazdım:

“Yabancı ülkelere milyarlarca dolar borçlandırılarak bağımsızlığına gölge düşürülen ülkemizde, bir Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutluyoruz. ATAM, HUZURUNDA UTANÇ VE SAYGI İLE EĞİLİYORUZ!”

Bu çelengi yoldan geçen bir arkadaşın yardımı ile, götürüp Adliye binasının karşısında, Hükümet meydanındaki diğer çelenklerin arasına koydum. Sonra da saygı duruşunda bulundum. Fakat hemen o sırada bir hareketlenme oldu ve polisler gelerek ‘Çabuk kaldır bunu buradan!’ dediler. Çelengi alıp yürümeye başladım. Baktım, bir sivil polis koşarak yanıma geldi. Birinci Şube Şefi:  ‚Git, al şunu getir buraya!‘ demiş. İşte Zonguldak’ta başıma gelen bu olay bana en çok heyecan veren bir deneyim oldu.

-Herkesin bilmesinde yarar gördüğünüz bir hayat tecrübesi?

Zonguldak’ta Cumhuriyet Halk Partisi  İl Başkanı Ahmet Güner’in yayınladığı Sancak gazetesini yönetiyordum ve haberden habere koşuyordum.

Ahmet Güner, Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ile birlikte milletvekili seçilip Ankara’ya gidince, gazetesinin yayınına son verdi. Belediye Başkanı, o dürüstlüğünü çok sevip takdir ettiğim insan, Hüseyin Öztek, beni Belediye’ye aldı ve Meclis Mümeyyizi olarak görevlendirdi. 1971 yılında Almanya’ya gelinceye kadar o görevde kaldım. Sonra Karlsruhe’de 9 yıl boyunca Halk Yüksek Okulu’nda kurslara katılarak kendimi geliştirmeye çalıştım. Karlsruhe Okul Aile Birliği Başkanlığı görevinde bulundum. Daha sonra Baden Württemberg Sağlık Bakanlığı tarafından düzenelenen ve oldukça uzun süren ‚Toplum Sağlığı Danışmanlığı‘ (Gemeindenahe Gesundheitsratgeber) kurslarına katılarak, Sağlıklı  Yaşam konusundaki bilgilerimi geliştirdim…

– Toplum Sağlığı Danışmanlığı Nedir?

İsterseniz burada bir açıklayıcı bilgi vereyim katıldığım bu kurslara dair:

-Evet, iyi olur, buyrun anlatın lütfen.

Toplum Sağlığı Danışmanılığı, 80’li yılların başında Baden Württemberg Eyaleti Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen kurslarla, halk içinden sağlığına dikkat eden kişiler yetiştirdiler. Bu kişilerin fahri görevi, bulunduklari bölgede sağlığına dikkat etmeksizin yaşayan insanlara, insanlararası ilişkilerde dikkatli olmak sureti ile, kolay anlaşılan ve kabul edilebilen bir tarzda, uyarıda bulunmalarını ve yol göstermelerini sağlamak olacaktı.  Bu yetiştirilen elemanların arasında ben tek yabancı ve Türk  idim. O kurslarda öğrendiklerim Almanya’daki yaşamım boyunca belleğimde kaldı ve sağlıklı bir yaşam sürmeme ve çevrem deki insanlara yardımcı olmama yaradı. Bütün bunların yanında Karlsruhe ve çevresinde Türk basınında, 8 yıl Hürriyet, 2 yıl kadar da Milliyet gazetelerine muhabirlik yaptım.  Daha sonra yerel dergi yayınlama işlerine girdim. ‚Türkiyem, Hayat ve Mega Hayat dergilerinin‘ Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptım.  Bu çalışmalarımla Almanya’da yurttaşlarımızın yaşadığı acı tatlı bir çok olayda onların arasında ve yanlarındaydım. Burada artık size hayat tecrübemi aktarmamın zamanı geldi. Hayat acılarla ve sevinçlerle doludur. Sevinçlerimizi üzüntülerimiz izler.  Aynı şekilde, üzüntülerimizi de sevinçlerimiz. Bizim yapmamız gereken, bu iki duyguya yaşantımızda yer verirken, ölçülü olmaktır.

-Geriye dönüp baktığınızda 50 sene içinde neler öğrendiniz hayattan?

Herşeyden önce, hayat okulunda bir öğrenci olarak kalmayı öğrendim. 

-Genç Avrupalı Türklere tavsiyeleriniz, önerileriniz?

Kısa ve öz: Aldığınız meslek ve eğitimi ile yetinmeyiniz. Edebiyat ve sanatın size uygun gelen dalları ile de ilgileniniz. Çocuklarınıza, her zaman ve her olayda dürüst olmaları gerektiğini hatırlatınız. Gerisi kendiliğinden gelir!

                             Edirne Kırmızısı raflarda
Muzaffer Çetin-KARLSRUHE
Edirne’de Ceren Yayıncılık’tan okurlarına sunduğu Son Talika, Okyanusun Şarkısı, Suyun Öteki Yakası ve Mordoğan Mor Mehmet romanlarıyla beğeni toplayan Karlsruhe’li yazar Sabriye Cemboluk, kent tarihinde önemli bir yer tutan Edirne Kırmızısı’na roman yazdı. Ceren Yayıncılık işletme sahibi Şeref Kurtiş, Cemboluk’un “Yüzde 100 Edirne kitabı” dediği Edirne Kırmızısı’nın Şubat ayında raflarda olacağını duyurdu. Sosyal medya platformu Facebook’tan roman ile ilgili duyuru yapan Kurtiş; “Durmak yok. Edirne’miz için üretmeye devam. 14 Şubat Sevgililer Gününde çıkacağını söz vermiştik, bir kez daha sözümüzde durabilmenin gururunu yaşıyoruz. Kitaplarımızı Şubat ayı itibaren kitap satılan her yerde olaçak. Kalemin tükenmesin Sabriye Cemboluk” ifadelerini kullandı. Kurtiş, Edirne Kırmızısı romanının internet üzerinden de satışa sunulacağını açıkladı.

YÜZDE 100 EDİRNE KİTABI                                                       Almanya’nın Karlsruhe şehrinde yaşamaya devam eden Cemboluk, son romanım Mordoğan Mor Mehmet’in, Ceren Kitabevi’nde düzenlenen imza gününde Edirne Kırmızısı ile ilgili yeni bir roman yazacağını açıklamıştım. Edirne Kırmızısı romanını okurlarıyla buluşturmasının ardından Edirne’ye yeniden gelmek istediğini belirten Cembolok; “Son Talika’nın kardeşi ancak Edirne Kırmızısı olur. Edirne’ye küçük bir borcum kaldıysa ödemek istiyorum. Çok keyifli bir yazım dönemi olacağına inanıyorum. Çünkü yazarken benim de keyif almam çok önemli. O yüzden Edirne Kırmızısı’nı çok keyifle yazdığıma inanıyorum. Edirne’den hiç gitmedim. Ama kendimi tekrarlamayı da sevmiyorum. Son Talika da Edirne kitabı ama Edirne Kırmızısı’nın, Son Talika ile uzaktan yakından ilgisi olmayacak. Başka bir dönemin hikâyesi olacak. Ama yine yüzde 100 Edirne kitabı olacak” dedi.     

Hanau Katliamı Basın Bildirisi

 Muzaffer Çetin-LÜDWİGSHAFEN

Türk Toplumu Birliği (UTG.RLP-BW.e.V.) 19 Şubat 2020`de Hanau kentinde meydana gelen ırkçı saldırda hayatını kaybedenler anmak amacıyla yayınladı basın bildirisi. Alman toplumunun ayrılmaz bir parçası olan Türkler 60 yıldan beri bu ülkede yaşıyor. Bu 60 yıllık süreç içinde Almanya`ya sosyal, ekonomik ve kültürel alanda pek çok katkı sağlayan Türk toplumu günümüzde birçok sorunla mücadele etmek durumunda. Bu süreçte pek çok kez ayırımcı ve ırkçı yaklaşımlara maruz kalan Türk toplumu birçok kurban verdi. İslamofobi ve ırkçı terör  özellikle iki Almanya`nın birleşmesi sonrası şiddetini daha da arttırdı. Mölln, Sollingen, Halle`de yaşanan katliamlar, bir türlü çözülemeyen NSU cinayetleri ve geçen yıl hafızalarımızda yer eden Hanau katliamı, ırkçı terörün Almanya`da geldiği noktayı göstermesi açısından oldukça düşündürücü. Bununla birlikte Almanya´da camilere, Müslüman mezarlıklarına yapılan saldıralar da ırkçı terörün kontrol edilmez bir noktaya geldiğini gösteriyor. 19 Şubat 2020`de karanlık beyinler bu sefer Hanau`daydı. Bir Neonazi`nin silahından çıkan kurşunlar o kara gecede 10 kişiye mezar oldu. Hanau`da katledilen ırkçı terör kurbanlarının acısını yüreğimizde yaşıyoruz. Alman resmi kurumlarını ırkçı teröre karşı daha duyarlı ve etkin mücadele etmeye davet ediyoruz. Bu saldırıyı kınıyor ve Almanya`da göçmenleri hedef alan son saldırı olmasını umut ediyoruz.                                      UTG.RLP-BW.e.V.                                                                                        Yönetim kurulu  Ercan Özcan

Derneklerin faaliyetleri durma noktasında:Pforzheim, Mühlacker, Bretten, Bruchsal, Karlsruhe, Rastatt, Gaggenau bölgelerinde Türkçe haber yapan tek haber sitesi

Derneklerin faaliyetleri durma noktasında
Muzaffer Çetin-PFORZHEİM
Koronavirüs (Covid- 19) pandemisiyle mücadele kapsamında yürürlükte olan önlem, yasak ve kısıtlamaların 7 Mart tarihine kadar uzatılan kısıtlamalardan dolayı, Türk esnafı ve vatandaşları hem maddi hem de dernek faliyetleri olarak olumsuz etkilendi. Vatandaşlar sabırla tekrar eski günlerine kavuşmayı sabırla bekliyor. Mağdur olan dernek temsilcileri ve esnaf zorluklarla geçirdikleri süreci gazetemize değerlendirdiler.Pandemi 1
UTG.RLP-BW.e.V Genel Başkanı:Ercan Özcan                                                                                          Türk Toplumu Platformu Birliği (UTG) olarak bizlerde sürdürmüş olduğumuz Dernekler üstü dayanışmamızın yanı sıra faaliyetlerimize ve etkinliklerimize ara vermek zorunda kaldık. Pandemi öncesi planlamış olduğumuz Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Birliği Başkanlığı ve Eğitim Ataşemiz ile yüreteceğimiz, gençlerimize yönelik Eğitim ve kültürel alanlardaki projelerimizi askıya almak zorunda kaldık. Çocuklarımızın okullardaki başarılarını arttırabilmek amacıyla yapmış oldugumuz ev ödevleri yardımlarını, okulların eğitimlerini digital ortam üzerinden yapması nedeniyle veremiyoruz ve bunun üzüntüsünü yaşıyoruz. Pandemi sürecinin tekrar, tekrar uzaması, ne kadar süreceği belli olmadığı bu dönemde Sosyal Dayanışma dernekleri maddi sıkıntılar yaşamakta, kiralarını ödemekte zorluk çekmektedir diyen Ercan Özcan, “Türk Toplumu Platformu Birliği (UTG) olarak bu zor günlerimizde, bizlere vermiş oldukları güven, maddi ve manevi desteklerinden dolayı üyelerimize, bölge temsilcilerimize herbirine canı gönülden şükranlarımızı sunarız“ dedi.Pandemi 2

Alltours Reisecenter Pforzheim: Asaf Çetin                                                                                          Turizm sektörü Pandemide ağır zarara uğrayan sektörlerin en başından gelmektedir. Seyahat Acentaları, Covid-19 salgınında büyük ölçüde etkilendiklerini, bu süreçte gelir kaynaklarının kesildiğini, buna karşılık pek çok sabit giderlerin devam ettiğini, acentaların daha fazla desteğe ihtiyaç duyduklarını dile getiren Asaf Çetin,“Vefat, Hastalık gibi mecburi açil uçuşlar haricinde bilet rezervasyon yapma imkanımız kalmadı. Türkiye’ye gidişlerde test mecburiyeti, dönüşlerde test artı Karantina mecburiyet, rezervasyonları yok denecek seviyeye indirdi. Daha önce yapmış oldugumuz bilet rezervasyonunun Pandemi sebebiyle iptallerin geri iadesi, krizi dahada derinleştirdi. Bu durumda gelir yok fakat giderler eksiksiz devam etmekte. Devlet tarafından verilen destek yardımları ile idare etmeye çalışıyoruz, fakat uzun vadede gerçek bir çıkış yolu degil. Temennimiz salgının, 2021 yılı ortasına kadar aşı ve diger fiziksel tedbirler ile önüne geçilmesi. Bu yılda 2020 gibi devam ederse turizm sektöründe büyük iflasların önüne geçilemez. Turizmciler olarak yinede umudumuz yitirmedik ve güzel günlerin gelecegine inanıyoruz“ dedi.Pandemi 3

Güney Almanya Ordulular Dernek Başkanı: İlker Bayrak
Yakın dönemde tüm Dünyaya yayılan yeni koronavirüs salgını, öncesi ile sonları arasında derin farklar oluşturdu. Salgına karşı alınan önlemler toplumsallaşma süreçlerinide karantina altına aldı. Öyle ki yeni yaşam, hareket kısıtlılığı ve fiziksel teması azaltma üzerine kuruldu. Herkesimi etkilediği gibi, Gurbetçi ordular derneğide olarak bu virüs’den nasibimizi aldık. Pandeminin başladığı ilk andan itibaren 2020 yılı içerisinde gerçekleştirmeyi planladığımız; Aile gecelerimizi, kadınlar günü programlarımızı, iftar sofralarımızı, çocuklar için etkinliklerimizi, sohbet ve gezi programlarımızı iptal etmek zorunda kaldık. Bunun yanında özellikle hafta sonları hemşehrilerimizin toplanıp bir araya geldikleri, hoş sohbetler eşliğinde maç seyrederek hasret giderdikleri dernek lokalimizi de Kovid-19 tedbirleri kapsamında kapalı tutmak zorunda kaldık. Kovid-19 pandemi sürecince hiçbir resmi kurum ve kuruluştan maddi destek almayan derneğimizi geride bıraktığımız bu süreçte duyarlı üye ve hemşehrilerimiz ayakta tutmaya çalışmışlardır. inşallah kısa zamanda hemşerilerimizle birlikte yeniden eski güzel günlerimize döneriz dedi.Pandemi 4
Pforzheim ve Çevresi Türk Veliler Derneği Başkanı: Yüksel Şen
Avrupa’da faaliyet gösteren birçok dernek gibi bizde, salgın nedeniyle faaliyetlerini yapamaz hale geldi. Bizleri evlerimize hapseden aylarca süren küresel yeni bir virüs ülkemizle, dış dünyayla ve hatta birbirimizle ilişkilerimize yön vermeye başladı bile. Pandemi sürecinde dernek faaliyetlerimiz olan; Eğitim, Kültür, Sanat. çocuklar, veliler, öğretmenler ile toplumsal ilişkiler durma noktasına geldi. Eğitim sürelerinde azalma yaşayan çocuklar, gün boyu evin içinde kaldıklarından sürekli olarak sıkıldıklarından yakınmaya başladı. Aileler de sürekli bir etkinlik üreterek çocuğun ihtiyaçlarını karşılama çabası içine girdi. Bu durum ebeveynlerin de tahammül sınırlarını zorlayan bir noktaya geldi. 23 Nisan ile diğer Bayramlarımızı ve derneğimizin 50’nci yılını kutlayamamanın üzüntüsünü maddi ve manevi kayıpların boyutları tahmin bile edilemez hale geldi. İnşallah Kovid-19 ’dan kaynaklanan ve tüm dünyayı etkisi altına alan bu zorlu süreçten bir an önce kurtulur ve eski güzel görkemli günlerimize kavuşuruz diyen Yüksel Şen, “Her şeyin aziz Türk Milleti ve tüm dünya için bir an önce hayırlara dönüşmesini temenni ederiz“ dedi.

Beispielseite