Muzaffer Çetin-KARLSRUHE

Almanya’ya  1960, 1961’li yıllarda gelen birinci neslin hikayesini onların ağızından sizlerle paylaşmayı sürdürüyoruz. Bu ayki göç hikayemizin kahramanı 3 çocuk 7 torun sahibi tecrübeli gazeteci  77 yaşında’ki İlhami Kızılay;

– Merhaba; öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

13 Şubat 1944 tarihinde, Adapazarı’nda gözlerimi dünyaya açmışım.  Bir küçük kızkardeşim vardı, bir de ablam. Ben daha 2,5 yaşında iken annem ile babam ayrılmışlar. Daha doğrusu, annem alıp başını gitmiş, sevdiği adama kaçmış. O tarihlerde Ankara’da sebze ve meyve ticareti ile uğraşan babam, nesi varsa satıp savmış, almış biz üç küçük çocuğu, İstanbul’a göçmüş.  Unkapanı Küçükpazar semtinde toptan ve perakende gıda maddesi satan ve artık yaşlanmış olan dedemin dükkanını devralarak çalıştırmış, iki dükkan daha açmış. Başarılı bir işadamı ya, aklını, beni de kendisi gibi yetiştirmeye takmış! Fakat beceremedi! Dedemin elinden Kuran düşmezdi.  Babam, herhalde dedemin gözüne girmek için olacak. Beni Beyazıt Camisi’nde bir Hoca’nın yanına gönderir, ondan ders aldırırdı. Esnaf olarak yetişmemi istediği için, okutmadı beni…

-Almanya’ya geldiğinizde sizin kişisel olarak karşılaştığınız zorluklar, problemler?

 Hangi zorluktan bahsediyorsunuz? Ben vatanımda öyle zorluklar yaşadım ki bilemezsiniz. Buraya geldiğim zaman kendimi cennette sandım! Gelmeden önce 10 ay gece gündüz Almanca öğrenmiştim. Buraya geldigimde patlıcanın Almancasını bilmiyordum, ama hem kendi derdimi anlatabiliyor, hem de iş yerindeki arkadaşlarımın dertlerine tercüman olabiliyordum! Volkshochschule’de bütün kurslara giderek Göthe Enstitüsü’nün Orta Dereceli Almanca sınavını pekiyi derece ile verdim. Çalıştığım firmalarda bana hiç bir iş ağır yada  zor gelmedi!

-O yıllarda çocukluğunuza ve gençliğinize dair en çok neyi özlüyordunuz?

ilk iki yıl, Türkiye’de dedesinin ve anneannesinin yanında kalan oğlumdan başka ne bir kimseyi, ne de herhangi bir şeyi özlediğimi hatırlamıyorum. Fakat daha sonraları, izin zamanı yaklaştıkça içimi bir heyecan sarardı. İlk yıllarda Türkiye’ye 45 PS gücünde motoru olan bir VW minibüs ile  ‚tıngır mıngır‘  giderdik. Yolumuz Karlsruhe’den Bartın’a, (eşim Bartınlı idi), en az üç gün üç gece sürerdi. Türkiye’de sınırdan geçerken büyük bir heyecan yaşardım. Yurdumuzda olmaktan duyduğum büyük bir sevinç ile, zevkli bir yolculuk yapardım. Demek ki,  herşeyi ile yurdumu özlüyordum. Çocukluğumu ve gençliğimi yaşadığım, bana bugünkü kişiliğimi kazandıran YURDUMU.

-Hayatınız boyunca yaşadığınız en heyecan verici tecrübe?

1967 yılında Zonguldak’da idim. 23 Nisan kutlanacak. Defne yaprakları ile bir çelenk yaptım. Tam ortasına çelengin, bir büyük kartona şu sözleri yazdım:

“Yabancı ülkelere milyarlarca dolar borçlandırılarak bağımsızlığına gölge düşürülen ülkemizde, bir Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutluyoruz. ATAM, HUZURUNDA UTANÇ VE SAYGI İLE EĞİLİYORUZ!”

Bu çelengi yoldan geçen bir arkadaşın yardımı ile, götürüp Adliye binasının karşısında, Hükümet meydanındaki diğer çelenklerin arasına koydum. Sonra da saygı duruşunda bulundum. Fakat hemen o sırada bir hareketlenme oldu ve polisler gelerek ‘Çabuk kaldır bunu buradan!’ dediler. Çelengi alıp yürümeye başladım. Baktım, bir sivil polis koşarak yanıma geldi. Birinci Şube Şefi:  ‚Git, al şunu getir buraya!‘ demiş. İşte Zonguldak’ta başıma gelen bu olay bana en çok heyecan veren bir deneyim oldu.

-Herkesin bilmesinde yarar gördüğünüz bir hayat tecrübesi?

Zonguldak’ta Cumhuriyet Halk Partisi  İl Başkanı Ahmet Güner’in yayınladığı Sancak gazetesini yönetiyordum ve haberden habere koşuyordum.

Ahmet Güner, Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ile birlikte milletvekili seçilip Ankara’ya gidince, gazetesinin yayınına son verdi. Belediye Başkanı, o dürüstlüğünü çok sevip takdir ettiğim insan, Hüseyin Öztek, beni Belediye’ye aldı ve Meclis Mümeyyizi olarak görevlendirdi. 1971 yılında Almanya’ya gelinceye kadar o görevde kaldım. Sonra Karlsruhe’de 9 yıl boyunca Halk Yüksek Okulu’nda kurslara katılarak kendimi geliştirmeye çalıştım. Karlsruhe Okul Aile Birliği Başkanlığı görevinde bulundum. Daha sonra Baden Württemberg Sağlık Bakanlığı tarafından düzenelenen ve oldukça uzun süren ‚Toplum Sağlığı Danışmanlığı‘ (Gemeindenahe Gesundheitsratgeber) kurslarına katılarak, Sağlıklı  Yaşam konusundaki bilgilerimi geliştirdim…

– Toplum Sağlığı Danışmanlığı Nedir?

İsterseniz burada bir açıklayıcı bilgi vereyim katıldığım bu kurslara dair:

-Evet, iyi olur, buyrun anlatın lütfen.

Toplum Sağlığı Danışmanılığı, 80’li yılların başında Baden Württemberg Eyaleti Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen kurslarla, halk içinden sağlığına dikkat eden kişiler yetiştirdiler. Bu kişilerin fahri görevi, bulunduklari bölgede sağlığına dikkat etmeksizin yaşayan insanlara, insanlararası ilişkilerde dikkatli olmak sureti ile, kolay anlaşılan ve kabul edilebilen bir tarzda, uyarıda bulunmalarını ve yol göstermelerini sağlamak olacaktı.  Bu yetiştirilen elemanların arasında ben tek yabancı ve Türk  idim. O kurslarda öğrendiklerim Almanya’daki yaşamım boyunca belleğimde kaldı ve sağlıklı bir yaşam sürmeme ve çevrem deki insanlara yardımcı olmama yaradı. Bütün bunların yanında Karlsruhe ve çevresinde Türk basınında, 8 yıl Hürriyet, 2 yıl kadar da Milliyet gazetelerine muhabirlik yaptım.  Daha sonra yerel dergi yayınlama işlerine girdim. ‚Türkiyem, Hayat ve Mega Hayat dergilerinin‘ Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptım.  Bu çalışmalarımla Almanya’da yurttaşlarımızın yaşadığı acı tatlı bir çok olayda onların arasında ve yanlarındaydım. Burada artık size hayat tecrübemi aktarmamın zamanı geldi. Hayat acılarla ve sevinçlerle doludur. Sevinçlerimizi üzüntülerimiz izler.  Aynı şekilde, üzüntülerimizi de sevinçlerimiz. Bizim yapmamız gereken, bu iki duyguya yaşantımızda yer verirken, ölçülü olmaktır.

-Geriye dönüp baktığınızda 50 sene içinde neler öğrendiniz hayattan?

Herşeyden önce, hayat okulunda bir öğrenci olarak kalmayı öğrendim. 

-Genç Avrupalı Türklere tavsiyeleriniz, önerileriniz?

Kısa ve öz: Aldığınız meslek ve eğitimi ile yetinmeyiniz. Edebiyat ve sanatın size uygun gelen dalları ile de ilgileniniz. Çocuklarınıza, her zaman ve her olayda dürüst olmaları gerektiğini hatırlatınız. Gerisi kendiliğinden gelir!