Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

24 Kasım 1947 yılında İstanbul Fatih ilçesi (Surici) doğdum. İlk ve orta okulu Fatih ilçesinde.  Maçka’da Elektirik-Teknik Liseyi bitirdim. Lisanslı vefa Basketbol oyuncusu iken, Ankara’ya Askere gittim. Askerde ben askerlik yapmadım. Sporcu olduğum için  beni direk Askeri Basketbol takımına aldılar. O yıllarda Askeri takımlar, Muhafız, Kara-Hava, Deniz ve Jandarmagücü, üst kümelerde oynayan takımları Milli ligde Basketbol oynuyordu. Ankara Karagücün’de, Galatasaray ve Fenerbahçe gibi büyük takımlara karşı Basketbol oynadım. Evliyim bir oğlum bir torunum var. 


Almanya’ya Gelmek Hiç Aklımda Yoktu:                                                                                                                         
Askerliğimi bitirdikten sonra İstanbula döndüm. Kısa bir süre Arçelik Firmasında, Ortadoğu ihraçat servisinde çalıştım. İstanbul Tophane Alman irtibat bürosunda tercümanlık yapan futbolcu, arkadaşımı ziyarete gittim. Tesadüfen orada bulunan Almanya’nın Pforzheim şehrindeki ‚Schaub Lorenz‘ elektronik firmasının işçi alım şefi bay Kinne, Türkiye’ye işçi almaya gelmiş. Arkadaşımla konuşurken bana, gel seni Almanya’ya götüreyim dedi. benim işim var spor yapıyorum diye kabul etmedim. Bir kaç gün sonra Babamla aramızda tatsız bir tartışma yaşadık. Tekrar arkadaşıma giderek bana iş teklif eden Alman buralardamı diye sordum. 75 işçi topladı, bugün yarın yola çıkacaklarını söyledi. Daha sonra Bay Kinne’ye, teklifiniz hala geçerliyse bende gitmek istiyorum Almanya’ya. Yalnız ben Uçakla giderim deyince olmaz 75 kişiyle tercümanla birlikte Trenle gideceksiniz dedi. Ben kabul etmeyince tahsilimi, mesleğimi sordu. Elektirik-Teknik Lise mezunu olduğumu söyleyince, tamam Almanya’yayla görüşeyim diyerek telefon etmeye gitti kabul etmişler. İki gün içinde doktor muayenelerimi oldum valizimi hazırladım, 06 Nisan 1970 yılında uçakla Münih’e orada trenle Pforzheim şehrine geldim. İki gün sonrada tekniker olarak Schaub- Lorenz de işe başladım.


Pforzheim’da basketbolu Sevdiren Adam

Basketbol sevdası ağır basan Muhteşem Etişkol, şehirde Basketbol oynayan klübler aramaya başlamış. Etişkol, o yıllarda Basketbol klübü ve Basketbol oynayan yok. Sadece spor salonlarında yuvarlak bir çember var onada ‚korbball‘ diyorlar. Salonlar Basketbol oynamaya uygun değil. El topu için yapılmış enine salonlar. Bir gün yine araştırırken bir ilan gördüm Pforzheim’da Basketbol takımı kurulacak diye. Postsportverein pforzheim ‚PSG 05‘ klübünde basketbol şubesi kuruldu. 1971 yılında kurulan ilk Basketbol şubesinde çok sevdiğim basketbola tekrar başladım. Ama kimse Basketbol oynamayı bilmiyor. Bir hafta sonra, şehirde bulunan Amerikan askeri üssünde görevli askerlerle bizim takım maç yaptılar. Benim Almancamın yeterli olmadığı ve yeni olduğum için, ‚Türk Milli Liginde Basketbol oynamış adam‘ yedek oturuyorum. Amerikalı askerler bizim takımla alay ediyorlar. Dayanamadım takımı kuran adam, bende oynamak istiyorum dedim ve beni oyuna aldı. Benim oyun esnasında bir kaç klas hareketlerimi gören her kes hayret içinde kaldılar ve ben takımın bir numarası oldum. Ertesi gün beni oyuncu antrenör yaptılar. 1975 yılına kadar PSG 05 kulübünde sözleşmeli sporcu antrenör olarak görev yapan Muhteşem Etişkol, bu kulübe sayısız şampiyonluklar kazandırdı. Daha sonra TVP 1834 kulübüne başantrenör olarak transfer olan Etişkol, Karlsruhe spor akademisinde basketbol eğitmeni, Almanya 2. Ligi tekerlekli basketbol takımı antrenörlüğü yanı sıra Baden bölgesi okullarında basketbol eğitmenliği yapan Etişkol, Alman basketboluna yaptığı katkılardan ötürü ve bu kulüpde de 39 yıl başantrenörlüğün yanı sıra beş bine yakın gençe basketbol öğreterek kırılması güç bir rekora imza attı ve bölge genelinde yüzlerce kez ödillendirlidi.

Sporcu Aile:                                                                                                         

Türkiyede öğrendiği pratik basketbol bilgisine (Henüz daha spor akademileri kurulmamış), sporun teorisini de ilave edebilmek icin Alman Basketbol Federasyonun kurs ve seminerlerine de katılan Etişkol, basketbol oyuncu ve antrenörlüğünün yanında ilerleyen senelerde idarecilik faaliyetlerine de başlamışt. Güney Almanya basketbol federasyonu 2. Başkanlığı yapan ilk Türk basketbol antrenörü olan Etişkol, TVP 1834 Basketbol kulübünde antrenör iken sporcusu Sigrid Eberle evlenerek hayatlarını birleştirmişler. Bir oğluları olan Etişkol ailesinin oğulularıda basketbola gönül veriyor. Daniel Etişkol, küçük yaşlarda başladığı basketbolda başarılı sporcu olduğu kadar iyi de bir hakemdir. Genç yaşlarda başladığı hakemliği, ikinci milli lig maçlarını idare edebilecek kadar ilerletir.  Stuttgart        Alman Telekom’da yönetici pozisyonunda çalışan ve Basketbol spor yaşamına devam ediyor. Daniel Etişkol, Babam gibi basketbol camiasının içinde kalıp bilgi birikimlerimi, tecrübelerimi yeni nesillere aktarabileceğim bir oluşumun içinde yer almaktayım. Bu hedeflerimide gerçekleştirdiğim için çok mutluyum dedi.


Türkiye’nin En Çok Fotografı Çalınan Fotoğrafcısı..
Basketbolun yanı sıra çocukluk yıllarında beride Fotoğraf sanatı ile de uğraşan ve ‚Selçuk Aral‘ ismiyle ‚Kınalıada, Burgazada, Büyükada‘ gibi İstanbul fotoğrafları çeken ve internet üzerinde paylaşan Muhteşem Etişkol ‚Selçuk Aral‘ fotoğrafları, sanal dünyada oldukca popüler bir isim. Etişkol, fotoğraf çekmeye çocuk yaşlarda başladım. 6-7 yaşlarında babamın eski resim makinasını alır, babaannemin yalıncıkta resmini çekmeye çalışırdım. Babaannem, hiç istemez bende kaçar, bende kıkır, kıkr gülerdim. O yıllarda fotograf makinalarına o kadar iptidaiydi ki ‚Babam iki metrelik bir ipin her 50 santimine bir düğüm atmıştı. Diyelim ki seni çekeceğim.. Tut ucunda, derdi. Dört düğüm iki metre eder, ona göre ölçer‘ çekerdik. Ve öyle, öyle resim çekmeye başladım ve hala çekmeye devam ediyorum dedi.

Böylesine tempolu hayati olan bir adamin nasil da bu denli güzel kareler cekebilmesini merak ederek: Fotografcilik egitimi alip-almadigini sordum:

Selçuk Aral, Eğitim dediğin okula gitmekse, hayır almadım. Fotoğraflarımın bu denli güzel olmasının ve beğinilmesinin iki sebebi var;  biri çok okumak ve kendimi geliştirmek, bir diğeri de makinam ve objektifim. 200’e yakın teknik fotoğraf kitabım var. İkisi kendi buluşum. Herkes resim çeker, önemli olan Lens kalitesi’dir. Kulandığım lensler, dünya üzerinde en iyi üç lensten biridir. ‚Lens, resmin gözüdür. İnsan gözü gibi düşünün‘. Göz, iyi görmedikten sonra netlik kalmaz. Arşivimde 200 bine yakın fotoğraflarım var bunların, çoğunu internet’de paylaşıyorum. Bu paylaşımlarımın, olumlu yanları olduğu gibi, birçok da olumsuz yanları var. Mesela fotoğraf hırsızlığı gibi. İnanın ki ben, belki de Türkiye’nin en çok fotoğrafı çalınan fotoğrafcısıyım. Bir fotoğrafım, dünya üzerinde 960 site tarafında çalınmış. Google’a girdiğinizde 30 sayfa çıkıyor benim fotoğrafımda. O yüzden bir sergi açmak istiyorum ama bilmem ne zaman, bakalım hayat ne gösterecek dedi. 

Sporculuk yaşamınızda unutamadığınız bir anınız varmı?:                                                                                          19 defa arka-arkaya gitiğimiz İspanya’ya bir Pfingsten tatilinde, bir otobüs dolusu antrenör-oyuncu-hakem-idarecileri İspanya’da, Milli takımlar, 1. liğ, 2. liğ ve amatör 250 takımların katıldığı Avrupanın en büyük Basketbol turnuvasına götürdüm. Bu ayrıca sezon kapanışı da oluyordu. Turnuvanın yapıldığı yerler hepsi deniz kıyısıydı ve bütün günü denizde yüzerek kumda yatarak geciriyorduk. Akşamları da turnuvalar katılıyorduk. Yani hem spor hem tatil oluyordu.. Benim takımda, 15-17 yaşları arası 14-17  henüz daha reşit olmayan genc kız sporcum vardı. Konakladığımız otelin sağında solunda disco’lar ve kafeler vardı. Kızlarımızın aklı- fikri geçe gidecekleri dans’ta olurdu. İspanyada diskotekler en erken gece 23’de açılıyor. Oysa hepsinin saat 22’de otelde odalarında olmaları gerekiyor. Ama kızlarımız geçe odalarında kaçarlarmış. Geçe yarısı kalkıp Diskotekleri dolaşıp yakaladıklarımı kulağından tutup otele geri getiriyordum. Fakat baş edemeyeceğimi anladığımda, hepsinin ayakkabılarını toplamaya başladım yalınayak diskoya gidemediler… Bu kızlardan çoğu hanımın sonradan samimi arkadaşı oldular. Ondan sonraki senelerde yanlarında yedek ayakkabı getirdiklerini beni nasıl aldattıklarını anlatıp, anlatıp gülerdik. Bu anımı hiç unutamam dedi.