Muzaffer Çetin-KARLSRUHE

Türkiye’nin farklı şehirlerinden Almanya’ya işçi göçü çerçevesinde gelen birinci nesilin 60 yıl önce başlayan iş gücünün macaralarını okucularımızla paylaşmaya devam ediyoruz. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, Almanya ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde geride kalan 60 yılda büyük başarı hikayelerine imza attılar. Göç hikayemizin konuğu sivil toplum kurumunun önden gelen akademisyenlerinden Dr. -Ing. M. Yavuz Dedegil.

— Merhaba; öncelikle sizi tanımak isteriz Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?  

Annem Antalyalı, babam Muğlalı. Ben ailemin ikinci çocuğu olarak 1943 sonunda, Fethiye’de dünyaya gelmişim. Benden önce ve sonra iki de kız kardeşim var. Okula Bolu’da başladım, Düzce’de devam ettim. 1957 de parasız yatılı imtihanını kazanarak yatılı olarak Ístanbul-Haydarpaşa lisesine geldim ve liseyi okul üçüncüsü olarak 1961 de bitirdim. Aynı sene Ístanbul teknik üniversitesi giriş imtihanını ve sonra da Almanya’da makine mühendisliği okuma bursunu kazanarak Almanya’ya geldim.

— Almanya’ya kaç yılında ilk nereye geldiniz?

1961 sonunda Almanya’nın başkenti Bonn‘a geldim. Lisede Fransızca okuduğum için, hiç almanca bilmiyordum ve Almanya’da kimseyi de tanımıyordum. Gideceğim okul belli değildi, kalacağım yer yoktu. O yüzden, herhalde yardım ederler diye, Türk Büyükelçiliğinin bulunduğu, o zamanki Almanya Başkenti, Bonn’a geldim. Tren yolculuğu 48 saat sürüyordu, uçak seyahatleri henüz yoktu. Büyükelçilik, beni bir otele göndermekten başka hiçbir yardım yapmadı. O zamanlar yurt dışına giderken 800 Marktan fazla götürmek yasaktı ve benim cebimdeki para, yiyip-içmezsem ancak 25 gün yeterdi.  Yurtdışına para göndermek de yasaktı, kaldı ki üç çocuklu ailemin bütçesi de buna yetmezdi.

— Almanya’ya geldiğinizde sizin kişisel olarak karşılaştığınız zorluklar, problemler?  

Hemen kalabileceğim ucuz bir yer bulmak zorundaydım ama, ne almancam buna yeterdi, ne de bir ev veya oda aramayı biliyordum. Türk işçileri de henüz gelmemişti ve gelseler de, onlar da benden fazla birşey bilemezlerdi. Bonn sokaklarında umutzsuzca dolaşırken bir terzi dükkanının önünden geçtim. Íçeride, camın kenarında elinde ceket diken genç bir adam dışarı fırladı ve “Sen Türkmüsün?” diye sordu.  Sarmaş dolaş olduk. O, birkaç yıl önce gelip iş bulmuş, nereden, nasıl bilmiyorum. O bana, yaşlı bir alman kadının evinde aylığı 45 Marka bir oda buldu; daha doğrusu genişçe olan koridora bir yatak kurdurdu benim için. Bonn o zamanlar, savaş sonu yıllarında, Fransız işgal bölgesiydi ve ev sahibim de tesadüfen biraz fransızca biliyordu. Bu benim kurtuluşum oldu. Ev sahibim beni, Almanca öğrenmem için, Köln üniversitesinde Türkçe doçenti olan bir bayana götürdü. Bu doçent hanım, benim üniversiteye gideceğimi duyunca, çok çabuk ve iyi almanca öğrenmem için, onun verdiği dersin yeterli olmadığına karar verip, beni Goethe Kursuna yazdırdı ve Elçilikle görüşüp, kurs parasını onların ödemesini sağladı. Altı aylık kursun sonunda gerçekten çok iyi bir almancam oldu. Dil kursundaki son öğretmenim, bana üniversitelere başvurmamda ve makine fakültesi için zorunlu olan staj yerini bulmamda yardım etti. Altı aylık stajımı Ruhr bölgesindeki ‘DEMAG‘ vinç fabrikasında yaptım. Başvurduğum sekiz üniversitenin hepsinden kabul geldi ve ben stajımın sonunda, 1963, de  Karlsruhe Üniversitesine başladım. Staj yaptığım şehir ve fabrikada hiç Türk yoktu ve yedi aydır bir kelime Türkçe de konuşmamıştım, çünkü o yıllarda Almanya’dan Türkiye’ye telefon etmek bile çok zordu. 1969 da Karlsruhe üniversitesini makine yüksek mühendisi olarak bitirdim, sonra yine aynı üniversitede 1974‘de doktoramı yaparak Doktor-Ingenieur titel’mi aldım.  İki yıl sonra 1976 da (141.nci dönem) askerliğimi Mamak Muhabere Okulunda yaptım. Askerliğimi bitirdikten sonra tekrar Almanya’ya döndüm. 1969-2010 arasında Üniversite de Araştırma-Geliştirme asistanlığı yaptım, 8 patentim vardır. Bu sürede 1978-1988 arasında on sene Kaiserslautern Üniversitesinde ve 1998-2010 arasında 12 sene Karlsruhe Üniversitesinde dersler verdim. 2010 da emekli oldum.

— Farklı bir kültür, farklı bir dil.  Ne tür zorluklar çektiniz?

Karlsruhe’ye gelince, bir oda buluncaya kadar kısa bir süre, bu arada gelen Türklerin kaldığı bir barakada kaldım ve Türk işçilerinin karşılaştığı zorlukları tanıdım. Bu tecrübe beni hiç terk etmedi. Almancam çok iyi olduğu için dil sorunum olmadı ve arkadaş olduğum işçilere de her sorunlarında yardımcı olmaya çalıştım. Kültürel olarak esasen Almanlarla iş ve okul dışında bir temasımız olmuyordu. Ben yaşam açısından, Alman kültürünü kendi yetiştiğim, o zamanki  Türk kültüründen çok da farklı görmedim.

— O yıllarda çocukluğunuza ve gençliğinize dair en çok neyi özlüyordunuz?

Daha geldiğim gün başlayan sorunlardan ötürü, geçmişime dair hiçbirşeyi düşünecek veya özleyecek zamanım yoktu; tek düşündüğüm şey, hayatımı nasıl yola yola koyarım. önümdeki sorunları nasıl çözebilirim, hayata nasıl tutunabilirim?

–Siz yaşadığınızı şehirde uzun yıllar sosyal faaliyetlerde bulundunuz:

1971 de Karlsruhe Türk Kültür Derneği’ni kurdum ve Başkanlığını yaptım. Üniversiteli Türk öğrencileri de organize ederek işçi vatandaşlarımızı, onları yolan tercümanlardan kurtardık. Íki sene sonra başkanlığı başka bir arkadaşa devrederek ayrıldım. 10 sene Karlsruhe Belediyesinin „Ausländerbeirat“ ında Türk seçilmiş (atanmış değil) temsilcisi olarak görev yaptım. 1991 de ‘Deutsch-Türkischer Verein zur Zusammenarbeit und Freundschaft e.V.‘ ın kurucu Başkanlığını yaptım ve Koordinasyon Kurulu başkanlığını üstlenince  1997  de devrederek ayrılmak zorunda kaldım. 1997- 2001 arasında, ‘Baden Türk Dernekleri Koordinasyon Kurulu‘ başkanlığını yaptım. 1999 depreminden sonra, kamyonlar dolusu malzeme göndermek yanında, deprem bölgesine 80 adet beşer kişilik, alttan su almayan çadır yaptırarak mağdurlara teslim ettirdik ve toplayabildiğimiz paraların kalanıyla birçok yıkılan okulun da onarımını destekledik. 2002 de ‘Almanya Atatürkçü Düşünce Dernekleri Birliği‘ Başkanı oldum ve bunu da altı sene yaptıktan sonra ayrıldım.

–Sizi hayatta bir adım öne taşıyan şeylerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Hayatım başarılı geçti sanırım. Bunda en önemli faktör, ana-baba evim ve, ilkokuldan liseyi bitirinceya kadar, bütün öğretmenlerimden aldığım terbiye olmuştur. Hayatta ilerlemek için, çok meraklı olmak, çok okumak ve en önemlisi çok çalışmak gerektiğine inanıyorum. Benim başarı sloganım: “Heves yoluna değil hedef yoluna git!!”. ‘‘Yerinde kendini sınırlamayı bil, amacından emeğini esirgeme! “. Kendine güven ve elini yıldızlara uzat ! Hepsi olmasa da, bazılarına dokunabileceksin.

–Peki genel olarak sorsam, yaptığınız işin en iyi ve en kötü yanları?

Her şeyin iyi ve kötü tarafları vardır. Ben işime ve mesleğime çok önem verdim, çok çalıştım ve halen de çalışıyorum. Íyi mi?  Bu arada eşimi, ailemi ve sağlığımı çok ihmal ettiğim zamanlar oldu, bu da işin kötü yanı ama başarının bedeli. Emekli olarak üniversiteden ayrıldıktan sonra, evimde mühendislik bürosu açtım ve halen endüstri projeleri için çalışıyorum. Bu arada 2016 da yer çekimi (Gravitasyon) hakkında bir kitapçık yayınladım, ikincisi de genişletilmiş olarak önümüzdeki aylarda dört dilde (Türkçe, Almanca, Íngilizce ve Rusça) yayınlanacak.

–Hayatınız boyunca yaşadığınız en heycan verici tecrübe?

Çok genç yaştan başlayarak, yaşam savaşını tek başına veren insanlarda, heyecanlanma, sevinme ve üzülme  duyguları da epey körleniyor. En sevindiğim an, parasız yatılı imtihanını kazandığımı öğrendiğim an olmuştur. Sevinçten, ayakkabıları atıp, çoraplarım delininceye kadar tavşan gibi evin etrafında koşmuştum.

— Herkesin bilmesinde yarar gördüğünüz bir hayat tecrübesi?

Kadın ve erkekler, temelde neredeyse aynı oldukları halde, beyinleri çok farklı işler; daha iyi veya kötü değil, sadece farklı.  Bunu bilmek ve anlamak çok önemli. Ayrıca, insanlar milyonlarca süren bir evrimin şu andaki bir neslidir ve içlerinde aslanı da kuzuyu da, iyiyi de kötüyü de barındırırlar. Eğitim, bunu içimizde dengelemize yardım eder, o yüzden önemlidir.

–Geriye dönüp baktığınızda, 50 sene içinde neler öğrendiniz hayattan?

Birincisi ‘DOĞRU‘ olmak, hak yememek, kendini, kendi vicdanında yargılayabilmek. Ben çok gençken kendime şu yasağı koydum: ‘‘Kimseye bilerek kötülük yapmayacaksın; intikam dahil.“ Babamdan da şunu öğrendim: ‘‘Elinden geldikçe herkese yardım edeceksin!“ Çalmakla zengin, vermekle fakir olunmaz.

— Özünüzden kaybetmek istemediğiniz şey nelerdir?

Sağlığım. Düşkün olup kimseye yük olmadan ölmek isterim.

— 4 ve 5 kuşak Avrupalı Türklere tavsiyeleriniz önerileriniz?

Herbirinizin içinde bir cevher vardır. Onu ancak hayata atılınca keşfedeceksiniz. Yeteneklerinizi değerlendirin, son noktaya kadar tahsilinize, meslek eğitiminize devam edin. Meraklı ve çalışkan olun. Beyni ve davranışları etkileyen bütün maddelerden mutlaka uzak durun.

— Sizce yaşamayı en değerli kılan şey ne?  

Sevgi !!!