Muzaffer Çetin- HEİDELBERG

30 Ekim 1961 yılında imzalanan işgücü göçü nota teatisinin üzerinden tam altmış yıl geçti. „Misafir İşçiler“in Sirkeci garında başlayan yolculukları hâlâ sürüyor. Bu yolculuk kah sendikal direniş, kah ırkçı saldırılar ile Almanya’yı acı vatana dönüştürürken, toplumsal ve ekonomik olarak zenginleştirdi de. İlk kuşağın getirdiği kültürel çeşitliliği, üçüncü kuşak Alman toplumuna da kendi dilleri ile aktarıyor. Dünün işçileri bugünün avukat, gazeteci, eczacı,  sanatçı ve bilim insanlarını da yetiştirdi. Ve en önemlisi Almanya, istemeyerek de olsa bir göç ülkesi olduğunu kabullendi. Bu yazımızıda , Türkiye’den Almanya’ya altmış yıl önce gelen emekçilere adıyoruz. Her ömrün bir yaşanmışlığı, bir öyküsü vardır. Bu gurbet diyarında hepimiz kimi zaman ibret, kimi zaman örnek, kimi zaman ise ders aldığımız büyüklerimizin hikayelerini dinlemişizdir. Hepimizin çevresi saklı hazinelerle doludur. Biz de bir ‘‘yazı dizisi hazırlayarak‘‘ çevremizdeki  büyüklerimizin hayat hikayelerini kayıt altına almak ve bu saklı hazineleri gün ışığına çıkarmak istedik. Göç hikayemizin konuğu Akademisyen sivil toplum kurumunun önden gelen isimlerinde Öğretmen ve Siyaset Bilimci Yakup Dıvrak;

Merhaba; öncelikle sizi tanımak isteriz Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?   

1950 Tokat – Zile doğumluyum Evli ve 2 çocuk babasıyım. İlk okul ve Lise eğitimimi Tokat’da tamamladıktan sonra İlkokul öğretmeni olarak atandım. 1970 yılında Üniverste eğitimi için Almanya’nın Üniversteler şehri Heidelberg’e geldim. Üç yıl sonra Heidelberg Üniversitesinde, Siyasi bilimi, Sosyolaji, Felsefe, Pedagoji ve Psikoloji okudum. Ve hala okuyor ve çalışıyorum.   

— Farklı bir kültür, farklı bir dil.  Ne tür zorluklar çektiniz.

En başta lisan zorluğu çektik. Çünkü eşimde bende tek kelime Almanca bilmiyorduk. Sadece  okulda öğrendiğimiz Fransızcamız vardı o kadar. En kısa zamanda Almanca öğrenmemiz gerekiyordu. Lise diplomamı işleme koydurarak Üniverstenin parasız dil kursuna kaydımı yaptırım. Aynı zamanda da bölgesel bir gazetenin matbaasında, haftanın 4 günü geceleri çalışmaya daha doğrusu hamallık yapmaya başladım. Matbaada çalışmaya 2 yıl devam ettim. Ailemi geçindirme çabasının yanı sıra benim yabancı dile olan kısıtlı yeteneğim yüzünde bu süreç uzadı. Dil kursu akabinde ‘Studienkolleg’ e devam ettim. Burada mezun olduktan sonra Üniversitede esas eğitimime başladım.

–Siz yaşadığınızı şehirde uzun yıllar sosyal, siyasi faaliyetlerde bulundunuz:

1976 yılında öğrencilik yıllarımıda ‘Heidelberg Üniversitesi Türk Öğrenci Birliği‘ Kurucu sekreterliği. 1977 yılından bu yana ‘Gewerkschaft Erziehung und Wissenschaft‘ Eğitim ve Bilim Birliği üyesiyim.   1982 yılından bu yana Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesiyim.                                                       2011 yılında ‘Heidelberg ve Çevresi Fenerbahçeliler Derneği‘ Kurucusu şimdi ise  Onursal Başkanı. 2012 yılında ‘CHP Yurtdışı Birlikleri‘ Kurucu Genel Sekreteriliği Şimdi üyesi.                                                   2012 yılında beride  ‘Heidelberger Alumni International – Türkei (Heidelberg Üniversitesi Mezunları – Uluslaras / Türkiye Seksiyonu) kurucusu ve sözcüsüyüm.

— O yıllarda çocukluğunuza ve gençliğinize dair en çok neyi özlüyordunuz?

O yıllarda hala en çok doğup büyüdüğüm köyümü, çocukluğumu, annemi babamı ve arkadaşlarımı özlüyorum. İmkan ve fırsatım olsa o günleri tekrar yad etmek isterim.

Almanya’ya geldiğinizde sizin kişisel olarak karşılaştığınız zorluklar, problemler?  

Karşılaştığım kişisel zorluklar pek olmadı. Lisan zorluğunun yanısıra en büyük zorluğum hep ekonomik zorluklar oldu.

Sizi hayatta bir adım öne taşıyan şeylerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Hayatta bu gün bulunduğum konuma gelmemin temel taşı anne ve babamın kısıtlı olanaklarına ragmen beni okutmaları. Ve tabi ki Atatürk Cumhuriyeti’nin kaliteli okullarında çok değerli ve yetkin öğretmenlerde eğitim almış olmam buda bana büyük bir katma değer kattı. Bunların yanı sıra çok okuyan yazan araştıran ve çok çalışkan birisi olmamı da ekleyebilirim. Onun için hayatın her döneminde çalışmak, azim, hep daha fazlasını öğrenme yollarını aramak ve her yenilgiden sonra pes etmeden ayağa kalkıp, başaracağıma inanarak başka bir yolda devam etmek olmuştur.

  Peki genel olarak sorsam, yaptığınız işin en iyi ve en kötü yanları?

İşimin iyi yanları, farklı işlerde çalışmam oldu. İnsan çeşitililiği, kültür çeşitliliği bana yılların içinde, çok değerli bir hafıza kaydı bıraktı Yaptığım iş genelinde mesleğim olan öğretmenlik, danışmalık ve yöneticilik oldu. Bunun en iyi yanı insnalarla iletişim içinde olmak ve orta vadede sonuçlarını görerek mutlu olmak. Düşünsenize benim ilk okulda okuttuğum yada Üniversite de ders verdiğim birisinin öğretmen, doktor, mühendis veya Profesör olduğunu görmek bu beni çok onurlandırıyor mutlu oluyorum motive ediyor. Bu işin kötü yanı pek yok. Velevki bazılarını memnun etmek zor olsa da, bazıları yapılanları unutuyor olsada yaptığım işlerde çok zevk aldım.. 

Hayatınız boyunca yaşadığınız en heycan verici tecrübe?

Daha gazetede hamallık yaparken başlatığım ihtiyaç sahibi çocuklara ve gençlere maddi manevi yardım etme projem. Bunu zaman içinde geliştirdik halı hazırda 21 çocuğa ve gençe düzenli bir şekilde eğitim yardım/ desteği yapıyoruz. Gelecek yıllarda hayata geçire bilirsek bir ’Eğitim Vakfı’ kurarark taçlandırmak istiyoruz. 1973 yılından beri de beni en çok heycanlandıran konu ve tecrübe bu olacak.

Herkesin bilmesinde yarar gördüğünüz bir hayat tecrübesi?

Haddim olmayarak Post gazetesi okuyucularına iki tavsiyem olacak. Bir çocuk okutun. İki ağaç dikin ve bunların eğitimini, bakımını takip edin. Her ikisi de dünyamız ve geleceğimiz için elzem.  Her insanın hayat tecrübesi farklıdır ama kendi adıma tavsiye edeceğim, ideaalerimden hiç vaz geçmemiş olmamdır. Kimse de vaz geçmesin.

 Geriye dönüp baktığınızda, 50 sene içinde neler öğrendiniz hayattan?

Çok yoğun çalışarak geçti. Hayatı çalışarak anlamlandırmaya, tanımaya, öğrenmeye çalıştım. Biraz araştırmacı, merak eden bir yapım var. O bakımdan araştırarak, özümseyerek, benimseyerek çok çalıştım. İşime çok saygı duyarak çalıştım ve öğrenmeye çok açık bir olarak okuyor, çalışıyorum . Bu süre zarfında bazı şeyler öğrendiğimi sanıyorum. ön yargılı olmadan toplumun her katmanıyla ilişki kurmak insanlarla tanışıp koklaşmak çok şey değiştirebiliyor.  Umudunuzu ve sabrınızı hiç bir zaman kaybetmeyin. 

Özünüzden kaybetmek istemediğiniz şey nelerdir?

Özümde kaybetmek istenediğim en büyük şey yaşam felsefem ; ‘Eline, diline sahip olmak’ doğayı, börtüyü-böceği, hayvanları ve insanları sevmek. Sadece biçmeyin aynı zamanda ekin. Ektiğiniz şeyler orta veya uzun vadede mıutlaka ürün verecektir.

4 ve 5 kuşak Avrupalı Türklere tavsiyeleriniz önerileriniz?

Genç kuşağa tavsiyelerim; Dürüst, vicdanlı, namuslu, çalışkan ve vatansever bir insan olmaya çalışsınlar. Mutlaka iyi bir eğitim alsınlar. Duruma göre iyi bir gelecek vad eden meslek eğitimi yada yüksek akademik eğitim alsınlar. Yaşamış olduğumuz Almanya için ve geldiğiniz ülke Türkiye için yararlı faydalı çalışmalar içinde bulunsunlar. Her iki dilin yanı sıra üçüncü bir dil öğrenmeye gayret etsinler.

Sizce yaşamayı en değerli kılan şey ne?  

Yaşamı en değerli kılan şey topluma ve doğaya yarlı olmak, olabilmek. Yaptığı, yapabildiği şeylerin sonucunu görerek mutlu anlar yaşayabilmek. Ve Hakk’a yürüyünce, arkasında ‘iyi ve köşeli bir insandı’ dedirtebilmek..